Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi
Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi [email protected] Ahmet Davutoğlu Project Syndicate için kaleme aldığı yazısında, ABD-İran krizinin ikili pazarlıklarla çözülemeyeceğini savunan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, bunun ancak kapsamlı bir bölgesel ‘Güvenlik Mimarisi’ içinde...
Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi
[email protected]
Ahmet Davutoğlu
Project Syndicate için kaleme aldığı yazısında, ABD-İran krizinin ikili pazarlıklarla çözülemeyeceğini savunan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, bunun ancak kapsamlı bir bölgesel ‘Güvenlik Mimarisi’ içinde mümkün olabileceğini belirtiyor, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği için ise Türkiye’nin de içinde olduğu dörtlü bir koalisyon teklif ediyor.
Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ABD-İran müzakerelerinin ilk turunun çökmesi şaşırtıcı olmamalıdır. Tarafların kökleşmiş pozisyonları ve sert söylemleri, daha başlangıçta anlamlı bir ilerleme ihtimalini zayıflatmıştır. Günler içinde yapılacağı bildirilen ikinci tur görüşmelerin de başarısızlıkla sonuçlanması muhtemeldir.
İkili pazarlıkların kalıcı barışı sağlaması güçtür; ancak kapsamlı bir bölgesel çerçeve bunu mümkün kılabilir. Herhangi bir uygulanabilir anlaşma, eşzamanlı olarak iki hedefi gerçekleştirmek zorundadır: Kalıcı barışın temellerini atmak ve aynı zamanda her iki tarafın da sonucu iç kamuoyuna bir başarı olarak sunabilmesine imkân tanımak.
Bu hassas denge, özellikle İsrail başta olmak üzere dış aktörlerin dolaylı fakat belirleyici etkisi nedeniyle daha da karmaşık hale gelmektedir. Mevcut krizin temelinde tekil bir ihtilaftan ziyade dört ana fay hattının kesişimi bulunmaktadır: Hürmüz Boğazı, İran’ın nükleer programı, füze sistemleri ve vekâlet savaşlarını kapsayan bir bölgesel güvenlik mimarisinin yokluğu ve çözümsüz İsrail-Filistin meselesi.
Bu alanlardan herhangi birinde ilerleme sağlanması, diğerlerinde eşzamanlı ilerleme olmaksızın mümkün görünmemektedir. Bugün Hürmüz Boğazı, krizin acil ana odak noktası haline gelmiştir. Boğaz her ne kadar yeniden açılmış olsa da İran’ın geçici kapatma kararı ve bunu izleyen ABD’nin İran limanlarını hedef alan deniz ablukası hem kırılganlığı hem de hızlı bir tırmanma riskini açıkça göstermiştir.
Daha kalıcı bir çözüm, Boğaz’ın İran ve Körfez ülkeleri ile güven ilişkisine sahip olma yanında ABD üzerinde etkin olabilecek Türkiye, Pakistan, Malezya ve Endonezya gibi güvenilir arabuluculardan oluşan bir koalisyonun geçici idaresine bırakılmasını içerebilir.
Açık biçimde tanımlanmış koşullar çerçevesinde bu ülkeler, güvenli geçişi sağlamak üzere ortak bir deniz misyonu konuşlandırabilirler. Ancak böyle bir düzenleme, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü İsrail ile koordinasyon içinde olanlar da dâhil tüm askeri operasyonları derhal sonlandırma taahhüdünü gerektirir.
Buna karşılık İran’ın da deniz güvenliğini garanti altına alması ve komşularına yönelik saldırılardan kaçınması beklenir. Kendi irade dışında savaşın içine çekilen Körfez ülkeleri de bu tür bir mekanizmayı güçlü bir şekilde desteklemelidirler. Girişimin meşruiyet kazanabilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından onaylanması ve veto yetkisine sahip beş daimî üyenin açık desteğini alması gereklidir.
Kısa vadeli istikrarın ötesinde, bu çerçeve Boğaz’dan geçişi düzenleyen daha uzun vadeli bir rejimin kurulmasına da zemin hazırlayabilir; bu kapsamda, savaş kaynaklı zararların denizcilik gelirleri ve geçiş ücretleri yoluyla telafisine yönelik mekanizmalar da geliştirilebilir.
İran’ın nükleer hedefleri önemli bir anlaşmazlık konusu olmaya devam etse de tarafların karşılıklı açık ve net taahhütlerde bulunması halinde gerilimi azaltmaya yönelik bir yol hâlâ mevcuttur. Bu konuda müzakereler iki tarafın da kendi halkına bir başarı olarak yansıtabilecekleri karşılıklı iki taahhütle başlamalıdır: İran, nükleer silah geliştirmeme yönündeki uzun süredir dile getirdiği taahhüdünü teyit etmeli; ABD ise İran’ın barışçıl nükleer enerji hakkını resmen tanımalıdır.
Bu tür karşılıklı tanıma, her iki tarafın da diplomatik başarı iddiasında bulunmasına imkân verecektir. Türkiye ve Brezilya tarafından Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği içinde müzakere edilen 2010 Tahran Anlaşması, bu bağlamda faydalı bir model sunmaktadır.
O dönemde Türkiye Dışişleri Bakanı olarak arabuluculuk yaptığım bu anlaşma, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunu Türkiye’de depolaması karşılığında sivil kullanım için nükleer yakıt temin edilmesini öngörmekteydi. Bu düzenlemenin güncellenmiş bir versiyonu, yeniden Türkiye veya Pakistan’ın kolaylaştırıcılığında, müzakerelerin canlandırılması için sağlam bir temel oluşturabilir.
Ortak bir zemin sağlandıktan sonra odak noktası, İsrail’in sahip olduğu nükleer kapasiteyi de kapsayacak şekilde nükleer silahlardan arındırılmış bir bölgenin oluşturulmasına kaydırılabilir. Bu, başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgenin daha geniş güvenlik kaygılarını gidermek açısından kritik önemdedir.
ABD-İsrail saldırıları sonrasında İran’dan balistik füze kapasitesinden vazgeçmesini talep etmek gerçekçi de haklı da olamaz. Ancak bu konuda da ilerleme sağlama ihtimali tamamen ortadan kalkmış değildir. Asıl zorluk, vekâlet çatışmalarının ve ortak bir güvenlik çerçevesinin yokluğunun giderilmesinde yatmaktadır.
Bu mesele yalnızca ABD ile İran arasındaki ikili müzakereler yoluyla çözülemez. Bu konunun tek çözümü bölge ülkeleri arasında karşılıklı güvene dayalı olarak kurulacak çok katmanlı bir bölgesel güvenlik mimarisidir. Birinci katman Körfez Ülkeleri ve İran arasında, ikinci katman ise dış halkayı da (Türkiye, Pakistan, Irak, Suriye, Mısır, Ürdün, Lübnan, Yemen) kapsayacak şekilde geliştirilebilir.
Bu güvenlik mimarisinin birinci aşaması İran ile Körfez Ülkeleri arasında güven artırıcı önlem paketi geliştirilmesi ve uygulanmasıdır. Bu konuda Hürmüz Boğazında geçiş misyonu üstlenecek dörtlü (Pakistan, Türkiye, Malezya, Endonezya) kolaylaştırıcı bir rol ile devreye girebilir.
Bu doğrultuda taraflardan oluşacak bir ortak komisyon hem varolan acil sorunları müzakere edebilir hem de kalıcı bir düzenin çerçevesini ortaya koyar. İkinci aşamada ise ikinci katmandaki ülkelerin katılımıyla bir Güvenlik Konferansı tertip edilerek Soğuk Savaş döneminde Avrupa’da gerilimleri karşılıklı taahhütlerle gerilimleri gidermeye dayanan ve büyük bir başarı sağlayan 1974 Helsinki süreci benzer bir süreç başlatılmalıdır.
Bu sürecin ana gündem maddeleri balistik füzelerin karşılıklı olarak sınırlandırılması ve vekalet savaşlarına son verilmesi olmalıdır. AGİT süreci kapsamında konvansiyonel silahların sınırlandırılması, özellikle 1990’da imzalanan ve Avrupa’da Soğuk Savaş sonrası askeri dengeyi sağlayan Avrupa’da Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması (AKKA) son derece ilham verici bir örnek olarak ele alınabilir.
Tank, zırhlı araç, top, savaş uçağı ve saldırı helikopterleri gibi temel askeri teçhizatta bloklar arası üst sınırları belirleyen ve şeffaflık ve denetim mekanizmalarıyla bölge güvenliğini hedefleyen bu sürecin bir benzeri Ortadoğu Bölgesel Güvenlik Mimarisi için de geliştirilebilir.
Ortadoğu’daki hemen bütün sorunların kaynağında Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının elinden alınması ve sayısız BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu kararına rağmen İsrail’in 1967 savaşında işgal ettiği topraklardan çekilmemesi yatmaktadır.
İsrail’in bunun da ötesine geçerek Gazze ve Batı Şeria’da soykırıma varan saldırılarına Lübnan ve Suriye’nin güneyinde etki alanı kurma çabası sürdükçe bölgede bir güvenlik ortamı sağlamak mümkün değildir. İsrail’in Filistin halkını devre dışında tutarak bazı Arap ülkeleri ile Abrahami Anlaşma adı altında başlattığı sürecin bölge hakları nezdinde yol açtığı hayal kırıklıkları yaşanan felaketlerin nedenlerinden biridir.
Bu nedenle yeni bir yaklaşıma acil ihtiyaç bulunmaktadır. İsrail’e de Filistin devletinin tam egemenlik ve BM üyeliğini tanıması, Lübnan ve Suriye’de saldırılara son vermesi karşılığında 1967 sınırları temelinde bu güvenlik mimarisinin parçası olabileceği teklif edilebilir.
İkinci başkanlık dönemine Nobel Barış Ödülü kazanma hedefiyle başlayan ABD Başkanı Donald Trump, şimdi kritik bir tercih ile karşıyadır: Stratejik netlikten yoksun ve bölgeyi, hatta bütün dünyayı, daha derin bir kaosa sürükleme riski taşıyan bir savaşı sürdürmek ya da ateşkesle başlayıp kalıcı barışla sonuçlanabilecek diplomatik bir atılım fırsatını değerlendirmek.
Aynı zamanda uluslararası politika yapıcılar, gerilimi azaltmaya yönelik eşgüdümlü bir diplomatik girişim başlatmalıdır. Mesela, 2005 yılında Türkiye ve İspanya tarafından başlatılan ve daha sonra Birleşmiş Milletler çatısı altında kurumsallaşan Medeniyetler İttifakı’nın yeniden canlandırılması, bu çabalar için uygun bir platform sağlayabilir.
Bu çerçevede düzenlenecek bir liderler zirvesi, kriz yönetiminin ötesine geçilerek iş birliğine dayalı bir bölgesel düzen inşa edilmesine yönelik ortak iradeyi ortaya koyacaktır. Bölgesel ve küresel güvenliğe yönelik kapsamlı bir yaklaşım benimsenmediği takdirde mevcut tırmanma döngüsü sürecek ve derinleşecektir.
*Prof.
Dr. Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti eski Başbakanı.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.
Benzer Haberler
Hürmüz’de gerilim tırmandı: Gemilere ateş açıldı…...
Küresel enerji ticaretinin kalbi olan Hürmüz Boğazı’nda gerilim kritik eşiği aştı. İran’ın boğazı...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ADF'de diplomasi trafiği
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan ADF'de diplomasi trafiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yoğun...
Hürmüz Boğazı nasıl İran'ın en güçlü silahı haline geldi?
Hürmüz Boğazı nasıl İran'ın en güçlü silahı haline geldi? İran, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)...
Gündem Haberleri
TümüTrump, İran'la savaşın bitmeye çok yakın olduğunu söyledi
Trump, İran'la savaşın "bitmeye çok yakın" olduğunu söyledi ABD Başkanı Donald Trump, ABD-İsrail...
ABD, İran petrolünün satışına geçici olarak verilen iznin...
ABD, İran petrolünün satışına geçici olarak verilen iznin yenilenmeyeceğini bildirdi ABD Hazine...
İstanbul'da çöl tozu alarmı: 3 gün etkili olacak
Türkiye İstanbul'da "çöl tozu" alarmı: gün etkili olacak İstanbul, bugünden itibaren gün...
MSB, Ağrı Dağı'nın Göktürk2B uydusuyla çekilen...
MSB, Ağrı Dağı'nın Göktürk-2B uydusuyla çekilen fotoğrafını paylaştı Milli Savunma Bakanlığı...
Gazzeli baba, yaklaşık üç yıldır enkaz altındaki...
Gazzeli baba, yaklaşık üç yıldır enkaz altındaki çocuklarının izini arıyor Gazze Şeridi'nin orta...
TBMM Başkanı Kurtulmuş: İsrail'in BM üyeliği mutlaka...
TBMM Başkanı Kurtulmuş: İsrail'in BM üyeliği mutlaka askıya alınmalı TBMM Başkanı Numan...
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hiç kimse Türkiye'ye parmak...
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hiç kimse Türkiye'ye parmak sallayamaz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip...
Kahramanmaraş'ta okulda silahlı saldırı
KAYNAKTRT Haber-AA Kahramanmaraş'ta okulda silahlı saldırı Kahramanmaraş'taki bir ortaokulda...
Bakan Çiftçi, valiler ve il milli eğitim müdürlükleriyle...
Bakan Çiftçi, valiler ve il milli eğitim müdürlükleriyle toplantı yapacak İçişleri Bakanı...
Kahramanmaraş'ta bir okulda silahlı saldırı...
Kahramanmaraş'ta bir okulda silahlı saldırı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli'nin babası...
Türkiyeden ABDye 750 milyon dolarlık güneş paneli ihracatı
Türkiye’den ABD’ye milyon dolarlık güneş paneli ihracatı CW Enerji, ABD'de yerleşik bir müşteri...
İran Ordu Sözcüsü: Ateşkesin bizim için savaş...
İran Ordu Sözcüsü: Ateşkesin bizim için savaş koşullarından farkı yok İran Ordu Sözcüsü Muhammed...





